Kırmızı Başlıklı Kız'ın ormanda tek başına yürümesi, Pamuk Prenses'in kıskanç bir üvey anneyle yüzleşmesi... Çocuk masallarının çoğu, ilk bakışta bir yetişkinin "bu kadar korkutucu olmasa" diyeceği sahnelerle dolu. Oysa psikanalizin önemli isimlerinden Bruno Bettelheim'a göre bu, bir kusur değil, masalın asıl işlevinin ta kendisi.
Bettelheim: Masallar neden korkutucu olmalı?
1976'da yayımlanan çığır açan eseri "The Uses of Enchantment"ta Bettelheim, masalların çocuğun bilinçdışı çatışmalarını — terk edilme korkusu, kıskançlık, öfke, ölüm kaygısı — sembolik bir uzaklıktan, "bana değil, kahramana oluyor" güvenliğiyle işlemesine izin verdiğini savunur[1]. Masalın kötü karakteri, çocuğun kendi içindeki öfkeyi dışsallaştırmasına; mutlu son ise "bu duygularla baş edilebilir" umudunu içselleştirmesine yardımcı olur. Bettelheim'a göre masalları "tatlılaştırıp" yumuşatmak, aslında onları bu işlevden mahrum bırakır.
Bu fikir bilimsel olarak sınandı mı?
Bettelheim'ın klinik gözlemlerinden neredeyse kırk yıl sonra, Montgomery ve Maunders 2015'te "yaratıcı bibliyoterapi" — hikâye ve kitap temelli müdahalelerin çocuklardaki etkisini inceleyen sistematik bir derleme yayımladı. Bulgular, hikâye temelli müdahalelerin içe yönelim (kaygı, çökkünlük), dışa yönelim (öfke, davranış sorunları) ve sosyal beceriler üzerinde olumlu etkiler gösterdiğini ortaya koydu[2]. Yani "hikâye anlatmanın bir işe yaradığı" iddiası, klinik gözlemin ötesine geçip sistematik araştırmayla da destek buluyor.
Türkçe literatürde bibliyoterapi
Bibliyoterapi kavramı Türkçe akademik yazında da karşılık buluyor. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar dergisinde yayımlanan bir derlemede Sevinç, bibliyoterapiyi okuma yoluyla ruh sağlığını destekleyen üç türe ayırıyor — bilgilendirici, yaratıcı ve etkileşimli bibliyoterapi — ve bu yöntemin çocuk ve yetişkin çalışmalarında tamamlayıcı bir araç olarak kullanılabileceğini aktarıyor[3].
Masal terapisi pratikte nasıl işler?
Masal terapisinde amaç, çocuğa hazır bir "ahlak dersi" vermek değildir. Çoğu zaman çocuğun kendi anlattığı ya da seçtiği bir masal üzerinden çalışılır: hangi karaktere kendini yakın hissettiği, hikâyeyi nasıl bitirmek istediği, neyi değiştirmek istediği gözlemlenir. Bu süreç, çocuğun kendi iç dünyasına dair ipuçlarını, doğrudan sorulduğunda asla vermeyeceği bir açıklıkla ortaya koyabilir. Yüksek lisans tezimi de tam olarak bu noktaya, masal terapisinin çocuğun "akışta kalma" — yani bunaltıcı olmayan, kendi hızında bir farkındalık hâlinde ilerleme — becerisine katkısına ayırdım.
Hangi yaşta, hangi masal?
Masal temelli çalışma genellikle üç ile on yaş arası çocuklarda etkilidir; okul öncesi çocuklarda daha kısa ve tekrarlayan masallar, okul çağı çocuklarında ise daha karmaşık anlatılar tercih edilir. Önemli olan masalın "doğru" olması değil, çocuğun o anda neyle rezonansa girdiğidir — bazen bir çocuk aynı masalı defalarca dinlemek ister, bu da genellikle işlenmekte olan bir duygunun işaretidir.